Akkaya Kızıl kaplıcası, doğal ortamda jeodezik çadırlar ile ahşap platformlar üzerine kurulmuş, başlangıç olarak ilkbahar yaz ve sonbahar dönemlerinde kullanılmak üzere planlanmış ekolojik bir alandır.
Dünyada pek az yerdeki özelliklere sahip termal suyumuz, yüzeye ulaşması ile içerisinde barındırdığı minerallerin katılaşması sonucunda çıkış miktarına bağlı olarak beyaz, yeşil, kırmızı renklere dönüşebilmektedir.
(Yani doğanın kendisi, bu alanı bir sanat eserine dönüştürüyor.)
Katılaşan minerallerin vücudu kaplaması ve gün boyu tedavi özelliğini aktif tutması ile bilinir.
(Bu etki traverten çamurlarının tıbbi etkisini artırır.)
Bölgede sağlık amaçlı havuzlar, kaplıca ve hamamların varlığı MÖ 500 yıllarına dayanmakta.
Hadrianaupolis antik kentinin bir Asklepios kültü (Dünyadaki 200 sağlık şehrinden biri) olma sebebi olarak Akkaya termal suyu gösterilmektedir.
Yüzlerce yıl insanlığa sağlık konusunda hizmet eden Akkaya Kaplıcaları, bölgeye yapılan saldırılar veya depremler gibi sebeplerden dolayı yok olmuş ve kentle birlikte termal sular da unutulmuştur.
1250 sonrası Selçuklu akınları ile kent, 1850’ye kadar “Viranşehir” olarak anılmıştır. Yöre halkı kaplıca ihtiyacını 2025’e kadar, Akkaya travertenleri üzerindeki doğal havuzlar ile karşılamış, ancak bu dönemde herhangi bir yapılaşma olmamıştır.
2025 Nisan ayında kurulan iki jeodezik havuz ile, yüzyıllar sonra gerçek bir su akışı yeniden sağlanmış ve Akkaya şifasal yönlerini insanlığa tekrar sunma fırsatını bulmuştur.
Yüzyıllarca dünyanın dört bir yanından bölgeye şifa arayan insanlar gelmiştir. Ne yazık ki bu kişilerin ne tür rahatsızlıklarla geldiği ve hangi etkiyi gördüğüyle ilgili kayıtlar eksiktir. Bu nedenle bugünkü misyonumuz, artık her hastalık sürecini kayıt altına almak ve klasik termal faydaların ötesindeki özel etkileri bilimsel olarak belgelemektir.